TÜRKİYE’DE “DEMOKRASİ”NİN BULUNMADIĞI GERÇEĞİ YİNE KANITLANDI

Okuyanlar hatırlayacaklardır sanırım, bu sitede yazdığım yazılarda ülkemizde “cumhuriyet ve demokrasi” adı verilen bir siyasal rejimin bulunmadığını, aksine “yüksek bürakratlardan oluşmuş bir zümre diktatörlüğü” diye ismlendirebileceğimiz çağdışı bir yönetim modelinin uygulandığını ısrarla belirttim. Üzülerek ifade edeyim ki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının, ülkemizi, milletten aldığı yetkiye dayanarak yöneten AKP’yi kapatması ve Cumhurbaşkanı sayın Abdullah Gül ile Başbakan sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘ın yanısıra partinin ileri gelenlerine siyaset yasağı getirilmesi için Anayasa Mahkemesi’ne başvurması bunu açıkça kanıtlayan yeni bir delildir. Bilindiği gibi AKP daha yeni yapılan seçimde, seçime katılanların %55 desteğini almayı başarmış bir partidir. Ülkeyi yönettiği beş yıla yakın sürede yaptığı icraatla millet çoğunluğnun desteğine mazhar olmuştur. Yürüttüğü politikaları millet adına gerçekleştirmektedir. Şayet bu politikalar ülkemiz ve milletimiz için zararlı ise bunun kararını verecek olan yine millettir. Çağdaş Batılı Ülkelerde uygulanan gerçek Demokrasilerdeki durum budur. Şayet ülkemiz Batılılaşacak ve çağdaşlaşacaksa ülkemizde de söz konusu çağdaş ülkelerdeki uygulamalar geçerli olmalıdır, şayet ülkemizde cumhuriyet ve demokrasinin var olduğu iddia ediliyorsa. Ne yazık ki böyle olmuyor ülkemizde, bir başsavcı mutemelen yüksek bürakratların yanıra Atatürk’ün faaliyetlerine izin vermediği Mason teşkilatlarının da arzuları doğrultusunda milletin iktidar yaptığı bir çoğunlık partisini kapatma cüretini gösterebilmektedir. Neden? Çünkü ülkemizde çağdaş bir demokratik siyasal rejim yok da ondan. Neden? Çünkü AKP, Avrupa Konseyi’ne üye bütün çağdaş ülkelerde olduğu gibi ve de milletin isteği doğrultusunda üniversitelerde isteyen bayan öğrencilere başörtülü olarak okuma özgürlüğüne ilşkin bir anayasal düzenleme yapmıştır. Asıl gerekçe bu, diğerleri ise bunu beslemek amacıyla iddianamede yer almıştır. Aydınlanma döneminin modası geçmiş bir akımı olan Pozitivizmi hala geçerli dünya görüşü olarak benimseyen yüksek bürokrasi felsefe ve sosyoloji bilgilerini ne yazık ki yenilemek istemiyor. Buna üniversite rektörleri de dahildir. Ey yüksek bürokrasi ! Şunu biliniz ki modern dünya Pozitivizm ile ateizmi çoktan aştı. Sekülerizm’in cenaze namazını kıldı. Allah’ın insanlara gönderdiği vahiylere inanmadıkça ve bu vahiyleri içselleştirip bunlara uygun bir hayat tarzını gerçekleştirmedikçe erdemli birey ve toplum oluşturmak mümkün olamayacaktır. Erdemli birey ve toplumu sadece bilimsel bilgilerle ve bunun kaynağını teşkil eden üniversitelerle gerçekleştiremeyeceksiniz. Ülkemizin yanı sıra çağdaş dünya bunun açık bir kanıtı değil mi? Ölmüş insanlara reçete yazan doktorlar ülkemizdeki tıp fakültelerinden mezun olmadı mı? Bankaların içini boşaltarak ülkemizi 60 milyar dolar zarara uğratan bankacılar ülkemizdeki iktisat ve işletme fakültelerinden mezun değil mi? Tapu dairelerinde rüşvetsiz iş görmeyen memurlar bu ülkenin üniversitelerinde okumadılar mı? Devlete vergi vermemek için kazancını gizleyen sözüm ona aydınlar, avukatlar, doktorlar, mühendisler, proflar, maliyeciler, sanayiciler… bu ülkenin seeküüleerr üniversitelerini bitirmediler mi? Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak gerek yok… Görünen köy kılavuz istemez. Bu sebeple vahiy gerçeğine uymaktan başka çareniz yok. Bu böyle biline. Umarım sayın Başbakan , ülkemizi kaostan kurtaracak ve gerçek anlamda demeokrasiye geçişi mümkün kılacak yasal ve anayasal değişiklikleri yapmayı öneren sayın Devlet Bahçeli’nin tekilfini dikkate alıp bir savcının ülke istikrarını bozabilmek gibi akıl ve bilim dışı yetkisini ortadan kaldıran yasal düzenlemeleri bu hafta meclis gündemine getirip gerçekleştirir. Ülkenin istikrarını ve ekonomisini gözünü kırpmadan bozabilecek bir sonucun çıkması muhtemel bulunan Anayasa mahkemesinin kararını beklememelidir. Çünkü biz Anayasa mahkemesi üyelerinin çoğunluğu itibariyle hukukun üstünlüğüne göre değil ideolojik tutumlarına göre karar verdiklerini biliyoruz. Örnek mi istiyorsunuz, alın size 367 kararını, alın size üniversitelerde başörtüsü yasağını ki bu yasağın çağdaş Batılı ülkelerin üyesi olduğu Avrupa Konseyine üye devletlerdeki uygulamalara aykırı olduğunu yukarıda belirttik. Umalım ve dileyelim ki bu son olay gerçek demokrasiye geçmek gerektiğini anlamak için bir fırsat yaratsın.

Yorum Yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.