YÖK’ÜN KILIK-KIYAFETE İLİŞKİN EK 17.MADDESİ DEĞİŞTİRİLMELİ

Ülkemizin gündemini işgal eden problemlerin başında 24 yıldır devam eden bölücü terör örgütüyle mücadele olduğunda şüphe yoktur. Bir çok askerimize ve sivil vatandaşlarımıza haince saldırılar düzenleyip yüzlerce şehit vermemize sebep olan bu hain terör örgütünü yok etmek için şu günlerde başlatılan sınır ötesi operasyonda askerlerimize Yüce Allah’tan üstün başarılar ve şanlı zaferler dilyor, şehit olan askerlerimize rahmet, ailelerine de başsağlığı ve metanet temenni ediyor, başta Genel Kurmay Başkanımız sayın Orgeneral Yaşar Büyükanıt olmak üzere bütün askerlerimizi kutluyor ve onlarla gurur duyduğumuzu belirtmek istiyorum. Bu günlerde ülke gündemini meşgul eden bir başka problem de üniversitelerde okuyan kız öğrencilerimize kılık-kıyafet özgürlüğü getiren anayasa değişikliği ve bunun hayata geçirilmesi ile ilgili mücadele ve tartışmalardır. Gerçi yapılan anayasa değişikliği, müslümanlara yönelik özgürlüklerin daima karşısına çıkan ve bunu çağdaşlık ve laiklik adına yaptığını ileri süren CHP ve onun yavrusu DSP tarafından Anayasa Mahkemesine taşınıp iptal edilmesi talebinde bulunulmuştur. Özgürlüklere karşı çıkan bu çağdışı tutuma ne yazık ki üniversite rektörlerinin çoğu da iştirak edip yapılan anayasa değişikliğine rağmen başörtlü öğrencileri üniversiteye sokmamakta direnmektedir. “Çağdışı tutum” ifadesini kullandım, çünkü dünyanın hiç bir laik-demokratik ve çağdaş ülkelerinin üniversitelerinde kılık-kıyafet yasağı, özellikle de başörtüsü yasağı yoktur. Bu sebeple üniversitede kılık-kıyafet yasağı, özellikle başörtüsü yasağı uygulayıp bunu savunmak ancak çağdışı bir tutum ve gericilik olabilir. Rektörlerin,başörtüsü yasağı yüzünden binlerce genç kızımızı yurt dışında döviz harcayarak okumaya mecbur ettikleri gerçeğini dikkate alınca bunun çağdışılık olmanın ötesinde akıl ve bilim dışı bir tutuma tekabül ettiğini de söylememiz gerekir. Bu özgürlük ve ilericilik mücadelesine ilişkin süreç henüz bitmiş değildir. Sağduyunun, rasyonelliğin ve ilericiliğin kazanacağını ummak istiyoruz. Mevcut hukuk ilkelerine göre anayasa mahkemesi, yapılan anayasa değişikliklerine dair yasaları sadece şekil yönünden inceleyip karara bağlama yetkisine sahiptir, esasa ilşikin bir inceleme yapma yetkisine sahip olmadığını yakınlarda yaş haddinden emekli olan Yüksek Mahkemenin sayın başkanı açıkladı. Ayrıca cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine dair anayasa değişikliğinin iptaline ilşikin başvurunun reddine dair gerekçede de bu husus mahkemece resmi gazetede ilan edilmiştir. Ancak burası Türkiye’dir, her zaman anayasal ve yasal kurallar işlemez, hukuk yerine ideolojik ve sübjektif kararlar verilebilmektedir. Umarız bu kez sağduyu ve özgürlük kazanır, diktatörlük,gericilik ve yasakçılık kaybeder. Yapılan iptal başvurusun reddilmesi halinde hükümete önemli bir görev düştüğü kanaatindeyim. O görev de şudur: YÖK’ün kılık-kıyafetle ilgili ek 17.maddesi değiştirilmeli ve başını açanlara baskı yapılmasını önleyici tedbirleri de içeren cezai müeyyidelere de bu değişiklikte yer verilmelidir. İlgili maddede yapılmasını önerdiğim teklif şöyledir: ” Devrimlerle yasaklanan sarık, cübbe, çarşaf, peçe, burka ve yüzün görülmesini engelleyecek giysiler dışında üniversiteler de kılk-kıyafet serbesttir.Öğrencilerin diledkleri kılık-kıyafet konusunda baskı altına alınması suçtur. Bu suçu işleyenler edisiplin cezası verilir “. Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan MHP’ye de verdiği söze sadık kalarak bu değişikliğin gerçekleştirmesi için gereken yasal düzenlemelerin TBMM’de bir an önce hayata geçirilmesine liderlik yapmalıdır. Bu takdirde yasakçı rektörlerin elinde bir gerekçe de kalmayacaktır. Böyle bir düzenleme yapıldığı takdirde iptal edilmesi için Anayasa Mahkemesi’ne gidilmesi halinde yüksek mahkemenin bunu iptal etmeyeceği kanaatindeyim. Çünkü böyle bir düzenleme kılık-kıyafet özgürlüğünü güvence altına almakta ve laik-demokratik çağdaş ülkelerin üniversitelerinde uygulanan normlarla örtüşmektedir.

Yorum Yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.