Laiklik Ayırımcılığın Gerekçesi Olarak Sunulamaz

Laiklik, din ve vicdan özgürlüğünü teminat altına alan bir anayasal ilke olduğu halde iktidar partisi AKP ile muhalefet partilerinden MHP nin, yüksek bürokrasiden oluşan zümre diktatörlerince yıllardır üniversitelerde uygulatılan baş örtüsü yasağını anayasa değişikliği yapmak suretiyle kaldırmaya karar vermesi üzerine yine bu zümre diktatörleri tarafından laiklik gerekçe gösterilerek bu girişim engellenmek istenmektedir. Sanki laiklik, insanın benimsediği dînî inancına göre yaşamasını, ibadet etmesini ve giyinmesini yasaklayan bir ilke imiş gibi değerlendirmeler yaparak ve içermediği bir anlamı laikliğe yükleyerek dînî inancı gereği başını örten öğrencilerini üniversite öğrenimi görme hakkından mahrum bırakmayı sürdürmek için her türlü çareye, entrikaya ve gerçekleri ters yüz etmeye çalışmaktadırlar. Laiklik ilkesini kendilerinden aldığımız hiç bir çağdaş Batı ülkesinde baş örtüsü yasağı uygulanmadığı gerçeğini görmek bu çağdışı zümre diktatörlerinin aslında lakikliği İslâm dinine olan düşmanlıklarını maskelemek için bir kalkan olarak kullandıkları ve inançlarına aykırı buldukları başrtüsünü yasaklamak için laikliği istismar ettikleri düşüncesini ister istemez akla getirmektedir. Çünkü zümre diktatörlerinin tarihi arka planı pozitivist ve materyalist felsefî görüşlere dayanmaktadır. Seküler, yani dünyacı, varsa yoksa bu dünyada nefsânî arzularını tatmin etmekten ibaret bir dünya görüşünü benimseyen, çağdışı oldukları halde kendilerini çğdaş diye niteleyen, laikliği benimsemedikleri halde kendilerini laikçi olarak tanıtan bu zümre diktatörleri laikliği bir ayırımcılık gerekçesi olarak sunmaya devam ettikleri sürece daima azınlıkta kalmaya mahkum olacaklarında ve milletin tasvibini kazanamayacaklarında hiç şüphe yoktur. Nitekim yüz yıla yakın cumhuriyet tarihinde halkın oylarıyla bu zümre diktatörlerinin iktidara gelememsi bunun açık bir kanıtıdır. Artık bu bilgi çağında gelişmenin, ilerlemenin ve bilimsel bilgi üretmenin dine düşmanlık yapmakla sağlanacağını sanmak gafletinde olanlar bilmelidir ki diktatörlük sosyolojik dönüşümleri engelleyemez. Ne derseniz deyin, nasıl düşünürseniz dü.şünün din 21.yüzyılın yükselen bir değeridir. Öyle görünüyorki yükselen değer olmaya da devam edecektir. Çünkü aydınlanma döneminin ardından oluşan materayalist, pozitivist ve sekülerist akımları insanlara yaşattığı acı tecrübe bunu teyit etmektedir. Burada AKP ve MHP yöneticilerine de şunu hatırlatmak isterim : Eğer baş örtsü takmak dinimizin kadınlara yönelik bir emri ise - ki öyle olduğunda İslam bilginlerinin ittifakı vardır- kamu kurumlarından hizmet alan bayanlara bu hürriyeti tanımayı uygun görürken kamu hizmeti veren bayanlardan bu hürriyeti neden esirgiyorsunuz? Bunun da laiklikle çelişen bir yönü yoktur. Öyle ise laikliği kadına karşı bir ayırımcılık yapmanın bir vasıtası haline getirmek isteyenlerin arzularına göre hareket etmeyin ve doğruları sonuna kadar savunun. Savunun ki bu millet sizi yüceltsin ve her zaman başının tacı yapsın. Çünkü inasanlara hürriyet vermek veya hürriyetinin önündeki engelleri kaldırmak gerçekten yüceltilmeyi gerektiren ve hak eden bir davranıştır. Son olarak şunu da belirteyim ki başını örtmek istemeyen ve İslamda baş örtüsü emri bulunmadığını savunanların da bir endişeleri varsa bu görüşlerine uygun bir kılık kıyafet giymelerini güvence altına alan yasal düzenlemelerin de yapılması gerektiğinde şüphe yoktur. Çünkü herkes din seçme hürrüiyetine sahip olduğu gibi mezhep seçme ve benimseme hürriyetine de sahiptir, bu hürriyretler yoksa insan haklarından da söz edilemez.

Yorum Yapın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.