CUMHURİYETÇİLİK VE DİKTATÖRLÜK TARAFTARLIĞI
Başbakan sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın İspanya’da Batılı bir gazetecinin ,ülkemizde uygulanan başörtüsü yasağına ilişkin sorusuna verdiği cevapta, başörtüsünün siyasî bir simge olarak kabul edildiği için yasaklandığını belirtmiş ve ardından da aslında müslüman bayanların dînî inançlarından dolayı, yani başörtüsü takmanın Allah’ın emri olduğuna inandıkları için bunu yaptıklarını belirterek bir siyasal simge kabul edilmesi halinde bile bu yasağın dînî özgürlüklerle ve demokrasi ile bağdaşmadığını isabetle açıklamıştır. Başörtüsü hangi siyasal düşünceyi simgeliyor? Cumhuriyetçi ve laikçi olduğunu ileri sürenlere göre başörtüsü veya türban cumhuriyet ve laiklik karşıtlığını, ayrıca devletin dînî esaslara dayandırılarak yönetilmesini ,bir başka ifade ile şeriatçılığı simgelemektedir. Bunun temelsiz bir iddia olduğu çok açıktır. Çünkü başörtüsü takmak Kur’anda yer alan ve müslüman bayanlara emredilen İslâmî bir davranıştır.Bu tartşmasız benimsenmesi gereken İslâmî bir hükümdür.Müslümanların modern hıristiyanları taklit etmeye başladığı ve modernizmin etkisine girdiği dönemden önce İslâm alimleri arasında bir görüş ayrılığının bulunmaması bunun açık bir kanıtıdır. Ancak birileri kalkıp da “benim anlayışıma göre başörtüsü tarhsel bir hükümdür ve dolayısıyla günümüz için geçerli bir İslâmî emir değildir” demiş olsa bile -ki bunu ileri sürenler de vardır- bu sadece yeni bir mezheb olarak görülebilir. Herkesin bu mezhebi kabul etmek mecburiyeti ise yoktur. Anayasamıza göre de herkes dînî inanç ve mezhep seçmekte hürdür, kimseye bir mezhebi benimsemesi için baskı yapılamaz. Bu itibarla başörtüsü en azından müslümanların çoğunluğunun mezhebine göre İslâm dinine ilişkin yapılması gereken bir davranıştır. Eğer bir dînî davranışa şeriatçılık veya cumhuriyet ve laiklik karşıtlığı anlamı verilirse bu takdirde bütün dînî davranışlar için aynı iddiayı ileri sürmak gerekir. Mesela namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, bir işe başlarken besmele çekmek, bir meselenin hükme bağlanması için yemin etmek, çalmamak, zina yapmamak, içki içmemek gibi daha yüzlerce hatta binlerce davranış da şeriatçılığın simgesi olarak değerlendirilebilir. Bu takdirde bunların da yasaklanması gerekir. Kısaca ifade edecek olursak İslâmî hiç bir davranışa izin vermemek lazım gelir ki bunu savunmanın yanlışlığı açıktır. Dînî davranışları cumhuriyet ve laiklik karşıtlığı olarak ve böyle bir siyasî düşüncenin simgesi olarak kabul etmek eğer İslâm dinine beslenen bir kinden ve düşmanlıktan kaynaklanmıyorsa cumhuriyet ve demokrasi düşmanlığının yanı sıra zümre diktatörlüğü özleminden kaynaklanmış olabilir. İslam dîni herkese dilediği gibi inanma ve yaşama hürriyeti verme taraftarı olan ,tabir caizse, demokratik bir dindir. Çünkü hiç kimsenin zorla ve baskı yoluyla müslüman olmasını kabul etmez. Oysa cumhuriyetçilik, laiklik ve çağdaşlık adına ortaya çıkanlar kendileri gibi düşünmeyen ve yaşamayan insanlara tahammül edememekte, onlara devlet kurumlarında eğitim görmek ve mezuniyetten sonra çalışmak hakkını yasaklamaktadırlar. Dîninin gereklerine göre yaşamak isteyen müslümanlara modern hıristiyanların kılık kıyafetini dayatmaktadırlar. Bunu çağdaşlıkla, cumhuriyetçilikle ve laiklikle bağdaştırmak mümkün değildir. Cumhuriyet ve Laiklik ilkerilerini uygulayan gelişmiş Batılı Devletlerde dînî özgürlüklerin kıstlanmaması, aksine dininin gereklerini yerine getirmek isteyenlere sınırsız bir özgürlük tanınması çağdaş, cuhuriyetçi ve laikçi uygulamaların örneklerini teşkil eder. Yargıtay,Danıştay gibi yargı organlarının başötüsüyle öğrenim görmek isteyen müslüman bayanlara bu özgürlüğün verilemeyeceğini, bu konuda hiç bir anayasal düzenleme yapılamayacağını tehditkar ifadelerle kamuoyuna açıklmaları hangi cumhuriyetçilikle, hangi laikçilikle ve hangi demokratlıkla bağdaşabilir? Galiba sadece bu kelimelerin arkasına sığınan ve aslında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerinde Komünist Partisi diktatörlerinin cumhuriyetçiliği ile, yani insanların elinden hürriyetlerini almayı siyasal bir rejim haline getiren katı bir diktatölükle bağdaşabilir. Çağdaş, cumhuriyetçi,laik ve demokratik hukuk devletlerinde yagıçlar halkın seçtiği meclislerce çıkarılan yasalara göre hüküm verir, yargıçların verdiği hükümlere göre yasalar çıkarılmaz. Buna göre bizim yüksek yargı organlarındaki yargıçlarımızın konumunu varın siz söyleyin, ne dersiniz, acaba diktatörlüğün adı cumhuriyet ile değiştirilmesinin bundan başka bir anlamı var mı?