BAŞÖRTÜSÜ VEYA TÜRBAN NEYİN SİMGESİ ?
Bu günlerde başörtüsü veya zümre diktatörlerinin deyimiyle türban konusu basının gündemde yine yer alıyor. Ülkemizde zümre diktatörlüğünün hala yürürlükte olduğunu gösteren önemli göstergelerden biri başörtüsü yasağıdır. Son olarak sayın Başbakan’ın eşi Emine Erdoğan hanımefendinin bir hastayı ziyaret etmek amacıyla Gülhane Askeri Tıp Akademisi hastanesine girmesine izin verilmemesi, sayın Cumhurbaşkanı’nın eşi Hayrünnisa Gül hanımefendinin askeri erkanın bulunduğu protokol grubundan ayrılmak zorunda bırakılması ve son olarak da öğretmenler günü münasebetiyle düzenlenen kompozisyon yarışmasının birincisi bir kız öğrencinin başörtüsünden ötürü layık görüldüğü ödülü almasını engellemek için kürsüden indirilmesi gibi olaylar başörtüsü yasağını tekrar gündeme taşıdı. Bir ilahiyatçı akademisyon olarak şunu hemen belirtmeliyim ki başörtüsünün dînî bir yükümlülük olup olmadığı meselesini tartışmaya değer bulmuyorum. Çünkü 1400 yıllık tarihi tecrübe müslüman bayanların başörtüsü takması gerektiğine ilişkin çok açık bir kanıttır. Zaten konu modernizmin, cinselliğini istismar etmeye varan ve hiç bir sınır tanımayan bir şekilde bayanların örtüsünü açmasından önce müslüman bilginler arasında tarihte tartışılmamıştır. Başörtüsü meselesine ilişkin dînî hükmü belirlerken ideolojik saplantılardan kurtulmak doğruya isabet etmek için temel bir şarttır. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin anayasal kuruluşlarından Diyanet İşleri Başkanlığının bu konuda verdiği karar çok açıktır: Müslüman bayanların başörtüsü takması ilâhî bir buyruktur. Bu buyruğa uymayı düşünen müslüman bayan isterse başörtüsü takar ve Allah nezdinde iyi bir müslüman olur, bu buyruğa uymak istemeyen de sorumluluğu kendisine ait olmak üzere başörtüsü takmaz. Dinde zorlama yoktur, namaz kılmakta durum ne ise, yani isteyen namaz kılıp isteyen kılmadığı gibi isteyen bayan da başörtüsü takar, istemeyen de takmaz. Dinin bayana verdiği bu özgürlüğü ne yazık ki ülkemize yıllardır hakim olan zümre diktatörleri engellemişlerdir. Bu zümre diktatörlerinin savunduğu gibi başörtüsü “irtca”nın değil demokrasinin simgesidir. Eğer bir ülkede isteyen müslüman bayanların başörtüsü takma özgürlüğü varsa ve başörtülü olarak devlet okullarında okuyup kamu kurumlarında çalışabiliyorsa o ülkede özgürlük ve demokrasi vardır demektir. Bunun aksi bir durumda, yani müslüman bir bayan başörtülü olarak devlet okullarında özgürce okuyamayıp çalışamıyorsa ve bu hakkı anayasa mahkemesinin yanı sıra danıştay ve yargıtay gibi bireyin özgürlüğünü koruması gereken hukuk kurumları tarafından engelleniyorsa o ülkede özgürlük ve demokrasi yok demektir. Nitekim insanın özgürlüğünü benimsemiş bulunan uygar Batılı ülkelerde müslüman bayanlara başörtüsü takarak okuma ve çalışma özgürlüğü verilmektedir. Bu da başörtüsünün “irtica”nın değil demokrasi ve özgürlüğün sembolü olduğunu kanıtlamaktadır. Ülkemizdeki zümre diktatörleri Atatürkçülük adına acaba Batı uygarlığını mı savunmaktadır? Yoksa Atatürk’e en büyük kötülüğü mü yapıyorlar? Bunu düşünmeleri gerekmez mi? Atatürk’ü, Cumhuriyeti kurmuş başarılı bir insan olarak değil kutsal bir varlık olarak kabul etmek yine Atatürk’e karşı yapılacak en büyük yanlıştır,sanırım. Zira en değerli ve doğru bilgi eleştirilmiş bilgidir. Atatürkçülük adına başörtüsünü yasaklayanlar ve bu konuda silahın ucunu gösterenler kendilerini eleştirebilirlerse doğruya isabet edebilecekleri kanaatindeyim.