12 EYLÜL’DE YAPILACAK REFERANDUMA NEDEN EVET DEMEK GEREKİR ?
Çarşamba, 18 Ağustos 201012 Eylül’de yapılacak olan ve askeri vesayet rejiminin ürünü bulunan anayasa değişikliğine ilişkin referandumda demeokrasiden, adaletten, hak ve hukuktan yana olanların mutlaka evet demesi gerekir. Çünkü zümre diktatörlüğünü açıkça savunan askarlerin emirleriyle hazırlanıp terörden bıkmış bulanan halka onaylatılan mevcut anayasa, halkın iradesini, anayasa mahkemesine tayin ettikleri 11 bürokrat vasıtasıyla çok kolay bir şekilde geçersiz hale getirebilmektedir. Yine mevcut anayasa bir dini azınlığın hükümranlığına verilmiş Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yanı sıra Yargıtay ve Danıştay eliyle halkın iradesi ve hukuk çok basit bir yolla katlediebilmektedir. Yine mevcut anayasa, zümre diktatörlüğünü sürdürebilmek için karanlık örgütlerin kurulmasına ve bunlar vasıtasıyla diktatörlük rejimini korumak uğruna masum insanların kanlarının akıtılmasına fırsat vermekte ve bunu meşrulaştırabilmektedir. Ülkemizde kaos meydana getirebilmek için Hatay’ın Dörtyol ilçesinde dört polisin acımasızca öldürülmesi bu konuya dair en son ve en açık bir kanıttır. Bu hadiseyi hiç untmamak ve bu gerçekleri beynimize kazımak mecburiyetindeyiz. Bunlar laftan değil yaşanan gerçeklerden ibarettir. Laf salatasıyla insanları etkilemeye çalışmak mümkündür. Ancak gerçekler laf salatasını darmadağın etmeye muktedirdir. Çünkü yaşanan olaylar haktır, hakkın karşısında batıl ise her zaman yok olmaya mahkumdur. Bu sebeple 12 Eylül referandumunda hayır oyu kullanmak için laf salatası yapan zümre diktatörlüğü yandaşı olan siyasetçilere aldanmamak icab eder.Bu konuda benim yaşadığım gerçekler de var ve bu gerçekler referandumda evet dememi zorunlu kılmaktadır. Ülkesine hizmet etmiş 34 yıllık bir akademisyen olarak ben de zümre diktatörlerinin baskıcı uygulamalarına maruz kalmış bir vatandaşım. Benim Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde hazırladığım ve yayımladığım Kur’an-ı Kerim’de Tefekkür ve Tartışma Metodu adlı doktora tezim Milli Eğtim Bakanlığı tarafından tavsiye edilen kitaplar listesine alınmıştı. 28 Şubat askeri darbesinin ardından benim tezim diktatörlerin emriyle bu listeden çıkartılmış ve irticaî bir kitap olarak ilan edilmiştir. Halbuki hazırladığım doktora tezi üniversitede görev yapan akademisyenlerin denetiminden geçmiş ve akademik jürüinin onayını almıştır. İrtica ile filan da hiç alakası yoktur. Tamamen Kur’an’da düşünme ve tartışma yöntemini irdeleyen bir çalışmadır. Buna rağmen askerlerin hoşuna gitmemiş ve listeden çizilmiştir. 28 Şubat askeri darbesinin ardından yaşadığım ikinci bir olay da evrim teorisi hakkında Batı’da yapılan eleştirilere atıfta bulunarak ve onların ifadesini kullanarak evrimin bilim adına ileri sürülmüş bir hurafe olduğuna ilişkin hükümlere bir yazımda yer vermemden ötürü üniversiteden atılmam için YÖK nezdinde girişim başlatılmasıdır. Bu gün Erkenekon Terör Örgütü’ne üye olmakla suçlanan eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz döneminde yazılı ifadem alınmış ve göerevime son verilmek istenmiştir. Halbuki Üniversitelerin bilimsel özerkliğe sahip kurumlar olması gerekir. Üniversitelerde her türlü düşünce tartışılır, bir teze karşı başka bir tez ileri sürülür ve bilim böyle gelişir. Ancak ülkemizi eline geçirmiş zümre diktatörleri üniversiteleri ortaçağ engizisyon mahkemelerine çevşrmeye çalışmışlardır. İşte bu sebeple diyorum ki bütün bu baskıcı tavırların önüne geçmenin yolu Demokrasi’nin önünü açmaya vesile olan yeni anayasa değişkliğine evet demekten geçer. Bilesiniz ki hayır oyu kullanmak demeokresiye hayır demektir, bilime hayır demektir, hukukun üstünlüğüne hayır demektir, karanlık örgütlerin masum insanları öldürmesini tasvip etmektir. Evet demek ise bilime evet demektir, hukukun üstünlüğüne evet demektir, karanlık örgütlerin çökertilmesine evet demektir. Gerçekler ortada, dileyen katilllere destek verir, dileyen ise katillerin yargılanmasına…