Arapça’da kötülük yapmak anlamındaki “şrr” kökünden türeyen şer sözlükte kötülük, kötü ve en kötü gibi manalara gelir. Şer genellikle kötü, çirkin, bozuk, zararlı ve değersiz anlamları içeren ve hayrın karşıtı olan bir kavramdır. Terim olarak farklı tanımları yapılmışsa da “insanın tabiatıyla örtüşmeyen zararlı ve kötü her şey” diye tanımlanabilir. Râgıb el-Isfahânî şerri “herkesin yüz çevirdiği ve hoşlanmadığı şey” diye tanımlarken (el-Müfredât,”şer” md.) Kâdî Abdülcebbâr onu “zararlı ve kötü olan şey” şeklinde tarif eder (el-Muhtasar,I,211). Fahreddin er-Râzî’nin “zararlı şeylerin yayılması” diye tanımladığı (Tefsîr,VI,28) şerre Cürcânî “bir şeyin insan tabiatıyla örtüşmemesi” anlamını verir (et-Tâ’rîfât, “şer” md.). İbn Sînâ ise şerrin “kemalden yoksun bulunma” anlamına geldiğini kabul eder (Ebû Zeyd, s.14). Dînî literatürde Allah’ın yasaklayıp karşılığında ceza öngördüğü inanç ve davranışlar, yani günahlar şer olarak nitelenir.
Kur’an’da şer tabiri defalarca geçer ve bazen de şer yerine eş anlamlısı olan durr, fahşâ, fesâd, musîbet, seyyie, sû’ gibi tabirler kullanılır. İlgili ayetlerde belirtildiğine göre hayır ve şer Allah’tandır (en-Nisâ’ 4/78-79).İnsanlar, yarattığı şeylerin yanı sıra gecenin ve üfürükçülerin şerrinden Allah’a sığınmalıdır (el-Felak 113/2-5). Allah insanları hayırlar vasıtasıyla denediği gibi korkutmak, mal ve canlarını eksiltmek türünden şerler ve musîbetlerle de imtihana tabi tutar (el-Bakara 2/155-156, Âl-i İmrân 3/180, el-Enbiyâ 21/35). Âyetlerde hayır ve şerrin insanlarca bütünüyle bilinemeyeceğine temas edilir ve insanın sevmediği bir şeyin hayır, sevdiğinin ise şer olabileceği belirtilir (el-Bakar 2/216). Şer de olsa sevdiği bir şeye kavuşmakta insanın acele etmesine (el-İsrâ 17/11) karşılık Allah kullarına şerri vermekte acele etmez (Yûnus 10/11). Allah neyin hayır, neyin şer olduğunu gönderdiği vahiylerle insanlara açıklayıp hayır yapmalarını emretmiş, şer fiilleri yapmasını ise yasaklamıştır (el-Bakara 2/169,Âl-i İmrân 3/114, el-Hac 22/77). Kur’an’da şer olan fiillerin, insana düşmanlık besleyen şeytan tarafından daima güzel gösterildiğine dikkat çekilerek bu konuda uyarılara yer verilmiş ve şeytanın tuzağına düşmemek gerektiği vurgulanmıştır (Âl-i İmrân 3/175, Yusuf 12/42, en-Neml 27/24). Bu uyarıdan sonra kim zerre kadar hayır yaparsa mükafatını ve kim de zerre kadar şer yaparsa cezasını göreceği haber verilmiştir (ez-Zilzâl 99/7-8). Yine ilgili âyetlerde belirtildiğine göre insanların en şerlisi akıl yürütmeyen, gerçeği işitmek istemeyen ve hakikati söylemeyen, bu sebeple de Allah’ın lanet ve gazabına uğrayan inkarcılardır, yerlerin en kötüsü de cehennemdir (el-Mâide 5/60, el-Enfâl 8/22,55, el-Hac 22/72, el-Beyyine 98/6).
Hadislerde de şer kavramı Kur’an’dakine benzer şekilde kötülük, zarar, günah, fitne ve fesat anlamlarında kullanılmıştır. İlgili hadislerde İslâm dini insanlara verilmiş bir hayır olarak nitelenirken ondan yoksun bulunmanın yanı sıra toplumda fitne ve fesat çıkarıp ilâhî buyruklara aykırı davranmak bir şer kabul edilmiş (Buhârî, el-Fiten, 11; Müsned, V,391,403); Allah’ın, kulları hakkında neyin hayır, neyin şer olduğunu bildiği ve kaderin hayrı de, şerri de kapsadığı açıklanmış (Buhârî, et-Tevhîd, 10; Müsned, V,317) ; kıyametin kötü insanların üzerine kopacağı haber verilmiştir (Müsned, I,394,435). Yine ilgili hadislerde belirtildiğine göre Hz.Peygamber yaptığı dualarda bütün hayırların Allah’a ait olduğunu ve şer işlemekten münezzeh bulunduğunu bildirmiş (Müslim, el-Müsâfirîn, 20); yarattığı varlıkların şerrinden, gökten inen ve oraya yükselen şerlerden, gecenin şerrinden ve yerdeki bütün şerlerden Allah’a sığınıp bu duaları yapmayı ashabına tavsiye etmiştir (Muvatta’, “Şe’ar”, 10; Müsned, II,132, V,430). Hadislerde insanlar hayır olan fiilleri yapmaya teşvik edilip şer olan fiillerden kaçınmaları istenmiştir. Bu bağlamda kendisinden hayır umulan ve şerrinden emin olunan kişi insanların en hayırlısı olarak nitelenmiş (Tirmizi, el-Fiten, 76), buna mukabil hayır yapmaya gücü yetmeyen bir kimsenin şer olan bir fiili işlemekten kaçınması kendisi için bir sadaka sayılmıştır (Buhârî, el-Edeb, 33; Müsned,V,171).
Kelâm ilminde şer probleminin biri hayır, diğeri şer tanrısı olmak üzere iki tanrının var olduğuna inanan Senevîler ve Mecûsîler ile yapılan ulûhiyyet tartışmalarının ardından ortaya çıktığını söylemek mümkündür. Zira sözü edilen din mensuplarınca müslüman alimlere “alemde var olan şerrin yaratıcısı kimdir, şerri yaratanın şerîr olması gerektiğine ve hikmet sahibi olan yüce Allah ‘ın şerri yaratması imkansız olduğuna göre dünyada insanlara acı veren kötü olayların kaynağı nedir, ” tarzında sorular sorulmuş (Nesefî,I,94-96) ve onlar da “hayrın yanında şerrin de Allah’ın irade ve kudretiyle yaratıldığı”nı, acı veren bütün olayların şer olarak değerlendirilemeyeceğini, Allah’ın kullarına asla kötülük yapmadığını ve mutlak adalet sahibi olduğunu (Kâdî Abdülcebbâr, el-Muhtasar, I,201-211; Tûsî, s.84-85,142-143) söyleyerek verdikleri cevaplarla şer problemini kelâm ilminin konuları arasına almıştır. Mu’tezile’nin adâlet ilkesini vazetmesinde ve onu Allah’ın kullarına kötülük yapmadığını, ayrıca kulları hakkında en faydalı olanları yaratmak konumunda bulunduğunu (aslah prensibi) belirtecek biçimde açıklamasında ve elemi başlı başına bir inceleme konusu yapmasında şer probleminin etkisi vardır (M.Watt, s.300-304). Seneviyye ve Mecûsiyye’nin dışındaki din mensuplarıyla İslâm dinine muhalif olan diğer inanç gruplarınca da alemdeki şerleri yok etmemesinden, insanları kötülük yapmaya çağıran Şeytanı yaratmasından, zehirli ve yırtıcı hayvanları var etmesinden, insanların ebeveynini cennetten çıkarmasından ve cehennemde kullarına azap etmesinden hareketle (el-Hâdîilelhak, II,140; İbn Kayyım, s.184) Allah’ın yaratıklarına rahmetle muamele eden hikmet sahibi yüce bir tanrı olmadığı iddialarının tartışılması da şer probleminin kelam problemleri arasında yer almasını sağlayan faktörlerden biridir. Eş’ariyye’nin ilâhî fiillerde hiçbir hikmet aranmaması gerektiğini ve dolayısıyla ilâhî fiillerin hikmetle muallel olmadığını savunmalarının ardında da şer probleminin bulunduğunu söylemek mümkündür. Zira şer olarak nitelenen bütün olaylara hikmet açısından bir açıklama getirmek imkansız görüldüğünden Eş’ariyye alimlerince ilâhî irade öne çıkarılmış ve Allah’ın mülkünde dilediğini yapan “fâil-i muhtâr” ve “kâdir-i mutlak” bir varlık olduğu düşüncesine dayanılarak şer problemi aşılmaya çalışılmıştır (İbn Kayyım, s.185). Yazının tamamını oku »